Audiohead, Radioslave
Tam, "o kadar dinlersen olacağı buydu, her şey birbirine girdi" diye bir giriş yapmayı düşünürken, şeytan dürttü ve yaptığım arama sonucunda Audiohead'in de, Radioslave'in de ilk kez benim tarafımdan düşünülmediğini gördüm, bu da böyle bir anektod olsun.
Konuyu fazla dağıtmadan söyleyeceklerimize gelelim. Bu kadar dinlemeye maruz kalan albümler Thom Yorke'un Eraser'ıyla Audioslave'in Revelations'udur efendim. Eraser'dan başlayacak ve malumu ilan etmeyecek olursak; "Thom yine laptopla depreşmiş hanım" diye anlatmamız gerekir. Zira Radiohead ile ilgili biriyseniz zaten çoktan Eraser'ın yine elektronik altyapılı parçalardan oluştuğundan, ne kadar çok Kid A'ya benzediğinden, hatta acilen gitarlı birşeyler yapmazsa Thom'u linç edeceğinden bahseden bir çok yazıya rastlamışsınızdır. Şahsen hazzetmediğim sürekli tekrarlayan bir arkaplana sahip parçalara sahip olsa da Harrowdown Hill, Eraser, Anaylse gibi parçalarla kendini dinletmeyi bildi Thom. Esas bahsetmek istediğim konuysa Harrowdown Hill. Thom'un silah denetçisi David Kelly'nin ölü bulunması ile ilgili yazdığı şarkı, politik yönüyle çıkar çıkmaz konuşulmuştu. "Yazdığım en öfkeli şarkı" kısmı biraz abartı gelmişti başta ama sonunda Thom'a ulaşmayı başardım (?) ve farkettim ki gizli bir isyan elebaşı olmuş Thom bu şarkıda. Şöyle ki:
we think the same things at the same time / Aynı şeyleri aynı anda düşündük
we just can’t do anything about it / Ama elimizden bir şey gelmez
Diye bir yandan ne kadar çaresiz olduğumuzu düşündüğümüzü bildiğini anlatırken, diğer yandan;
we think the same things at the same time / Aynı şeyleri aynı anda düşündük
there are so many of us / Bizden öyle çok var ki
oh you can't count / Saymaya gelmez
diyerek bilinçaltımıza birlik olun ey insanlık mesajı göndermekteymiş hin. Son anda farkettim neyse ki. Artık apolitik hayatıma devam edebilirim.
Audioslave'i de biraz geç de olsa 3. albümleri Revelations sayesinde (aslında Kutlu Özmakinacı'nın yere göğe koyamadığı eleştrisi sayesinde) tanıdım. Bir süre dinledikten sonra anladım ki Vokalist Chris Cornell ile Gitarist Tom Morello grubu kurarken aralarında anlaşma yapmışlar, bak aga kimse kimseye karışmasın, gitar istediği soloyu atsın, vokal istediği gibi söylesin, kafamıza göre eğlenelim şurda deyip işe öyle girişmişler işe. One and the same, Sound of a gun ve özellikle Moth gibi parçalarda bir yer geliyor ve yukarıdaki anlaşma devreye girip, gitar bildiğini okurken vokal onu sallamadan devam ediyor, aradaki uzlaşmayı bas gitar sağlıyor. Aslında parçanın girişinde gitar o kadar da ipucu veriyor bize; bak ileride bu melodiyle takılacam ben diye ama yine de o kısım gelince noluyor yahu, bişiler ters sanki dedirtiyor ve o terslik, bas gitarın uyumu sayesinde kulakları tırmalamadan bir fark yaratmayı başarıyor. Bu yüzden mesela 5 kere Moth'u dinleyen biri de bağımlı haline gelip durmadan onu dinlemeye başlıyor. Sonrasında ayıkıp ilk albümleri olan Audioslave'i indirince görüyorsunuz ki grubun diskografisinde hala en iyi albümleri olarak bahsedilen albüm, baştan sona böyle parçalardan oluşuyormuş ve yola da aralarındaki bu anlaşmayla başlamışlar. Her iki albüm de şiddetle tavsiye edilir.
Son olarak:
- Bir İlhan İrem vardı, noldu o?
- Geçen gün konseri vardı ya oğlum.
diyerek bir dönemin bitişini burada belgelemek istiyorum.
No comments:
Post a Comment